UA-60611542-1
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Özkan PAPATYA

Üşenme! Erteleme! Vazgeçme!

Dr. Olgun KULAÇ, Satranç ve Psikoloji başlıklı güzel bir çalışmaya imza attı ve bu çalışmasını Facebook'taki İzmir'de Satranç adlı grubun sayfasında paylaştı. Bu değerli çalışmayı bizde aynen paylaşıyoruz.

SATRANÇ ve PSİKOLOJİ

“Psikoloji güçlü bir silahtır ancak bilginin, hayal gücünün ve tekniğin vekili değildir.”

Pal Benko

Bir kişinin satranç oyununu sevmesi, çalışması turnuvalarda oynayarak tecrübesini artırması o kişinin satranç konusunda ilerlemesini sağlar. Üstelik bu kişinin yeteneği de varsa bir yere gelmesi olasıdır. Ama daha üstün bir başarıya ulaşabilmesi için başlangıçta fazla önemi olmayan, ancak ustalık merdivenlerine tırmandıkça önemi anlaşılan bir özelliğe daha ihtiyaç vardır. Bu özellik psikolojik yatkınlıktır. Eğer kişinin psikolojik yapısı, üst düzey bir başarıya uygun değilse bu oyuncu zirveye uzanan yolun bir yerinde takılıp kalır.

Satranç psikolojik olarak; hızlı düşünüp, çabuk hareket edebilen, dış uyaranlardan etkilenmeyen ama en önemlisi de gerilim altında bile paniğe kapılmayıp doğru hamleleri bulup oynayabilen, kararlı ve kendine güvenen oyuncular ister. Bu özelliklere sahip çocuklar bu spora daha yatkındır. Öğrenci seçiminde bu tercih önemlidir. Psikolojik yapının başarıyı bu kadar belirlediği başka bir spor dalı daha yoktur. Bunun böyle olması da doğaldır. Çünkü psikolojik yapıdaki sorun, özellikle ve öncelikle beyinsel aktiviteyi olumsuz etkiler. Beyinsel aktivitenin zirve sporu olan satrançta, oyuncunun psikolojik sorunlardan etkilenmemesi mümkün değildir.

Satranç psikolojisini üç cümlede özetlemek mümkündür.
1-Satrançta psikolojinin başarıdaki önemini bilin.
2-Oyuncuların psikolojilerini olabildiğince satranca uygun hale getirin.
3-Üst düzey başarı beklentisi varsa oyuncu seçiminde psikolojik olarak satranca uygun olanları tercih edin.

Usta oyuncuların pek çoğu satrançta psikolojinin önemini belirten görüşler sunmuşlardır. Kasparov “Kazanmanın sadece tahtada değil, tüm hayatımızda da istikrarlı ve güçlü bir psikoloji gerektirdiğine inanırım.” İfadesiyle psikolojinin satrançtaki önemini belirtmiştir. Bir insanın psikolojik yapısı doğum ile birlikte şekillenir. Bu yapıyı eğitim ile bir ölçüde değiştirmek olasıdır. Antrenörlerinde oyuncularının psikolojik yapılarını iyi analiz etmeli. Satranca uygun olmayan yönlerin giderilmesine önem vermelidir. Bunun kolay olmayacağı açıktır. Ama yapılabilecek şeylerde vardır. Buradaki temel yanlış, öğretmenlerin bunu değiştirmek yerine bundan yararlanmalardır. Örneğin, yenilgisini rakibin kendisini rahatsız etmesine bağlayan bir çocuğun, bu bahanesini öğretmenin de kullanmasıdır.
Bir antrenör satranca uygun oyuncu yapısını iyi bilmelidir. Bu özelliklere sahip çocuklar bu spora daha yatkındır. Eğer üst düzeyde bir oyuncu yetiştirmek arzusu varsa mutlaka psikolojik yatkınlık oyuncu seçiminde önemli bir tercih nedeni olmalıdır.

SATRANCIN PSİKODİNAMİĞİ

Bir satranç oyununun psiko-dinamiğini oluşturan temel olay gerilimdir. Gerilim, arzu ettiğimiz bir amaca ulaşmamızda karşımıza çıkan zorluklara veya istenmeyen bir duruma sürüklenmemize neden olan etkenlere karşın organizmanın gösterdiği tepkidir. Bu tepki, tüm sorunlara karşın arzulanan amacın veya istenmeyen durumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki belirsizlikten kaynaklanır.

Satranç oyununda gerilimi yaratan iki temel faktör kazanma arzusu ve kaybetme korkusudur. Bir oyuncu ne kadar çok kazanmayı arzuluyor ya da kaybetmekten ne denli korkuyorsa o ölçüde gerilim altındadır. İddiasız oyunlarda bu iki duygu yaşanmadığı için bu tür oyunlarda gerilimde yoktur. Buna karşın yüksek tempolu oyunlar, gerilimin en üst seviyeye çıktığı Lasker’in tanımıyla uçurumun kenarındaki oyunlardır. Yani iki temel duygunun en fazla hissedildiği andır. Hangi duygunun hakim olacağı belli değildir. Gerilimi asıl arttıran da zaten bu belirsizliktir. Oyunculardan birinin kazancının netleşmesi, yani belirsizliğin ortadan kalkmasıyla gerilimde azalarak kaybolur. Oyuncuların rahatladığı gözlenir.

Satranç oyununda gerilimi bu denli önemli kılan, gerilimin dikkatin dağılmasına ve yoğunlaşmaya engel olması sonucu düşünce sistematiğini bozması ve gerilim altındaki insanların daha kolay hata yapıyor olmasıdır.

Pek çok ortak etmen oyuncularda gerilim oluştursa bile, gerilim altında oyuncuların davranışları birbirine benzememektedir. Satranç oyununda gerilim kaçınılmaz olacağına göre, başarıdaki önemli unsur gerilim altındaki oyuncunun oynayış biçimi yani oyun kalitesidir.

Gerilim arzu edilmeyen bir durum gibi gözükse de daha derinlerde gizli bir çekiciliği vardır. Vücut kimyasını değiştirdiği ayrı bir haz verdiği unutulmamalıdır. Satranca bağımlılığın önemli nedeni de budur.

Gerilim insanlarda fiziksel, ruhsal ve fizyolojik değişikliklere neden olur. Gerilim altındaki insanların beden hareketleri, mimik ve davranışlardaki fiziksel farklılıkların yanında, daha sinirli, çabuk kırılan, ani parlayabilen bir ruh hali vardır. Gerilimin neden olduğu fizyolojik değişiklikler ise kalp atımının artması, nabzın hızlanması, solunumun sıklaşması, tansiyonun yükselmesi, yüzde kızarma ve terlemedir.

Gerilimin arttıran etkenler :

Satranç oyununda gerilimi arttıran başlıca etkenler şunlardır:

1. Pozisyon Baskısı
2. Zaman Baskısı
3. Dış Etkenler
4. İç Etkenler
5. Satrançta Rekabet
6. Güçlü Rakiplerle Oynamak

1. Pozisyon Baskısı :

Satranç ile yaşam arasında kurulan benzerliklerin bir nedeni de, insanoğlunun yaşamda hata yapmasına sebep olan etkenlerin satrançta da geçerli olmasıdır. Yaşamda yaptığımız hataların nedenleri incelendiğinde karşımıza çıkan iki önemli etken zaman ve pozisyon baskısıdır. Her ikisi de gerek yaşamda gerekse satranç oyununda gerilim oluşturur. Gerilim altındaki insanların hata yapmaları kolaylaşır. Aceleyle bir yere giderken kırmızı ışıkta geçmemiz zaman baskısıyla, işlerin yoğun olması nedeniyle bir yakınımızın doğum gününü hatırlayamamamız pozisyon baskısıyla yapılan hatalara örnektir.

Yaşamda da satranç oyununda da kalitenin ölçüsü tüm baskılara, zorluklara karşın gösterilen davranış ve oyun biçimidir.

Satranç tahtasındaki konumun zorluğu, karmaşıklığı, belirsizliği, inisiyatifin kaybedilmesi, sürekli baskı altında oynama, zorunlu hamlelere mahkum olma, her an her şey olabilir beklentisi satrançta gözlenen başlıca pozisyon baskılarıdır.

Pozisyon baskısının en fazla hissedildiği an her bir hamlenin oyunun kaderini belirlediği durumlardır. Doğru hamleleri bulup oynayanın kazanıp, yanlış yapılan bir hamlenin oyunu kaybettireceği kazanç ve kaybın birbirine bu denli yakın olduğu gerilimin en üst seviyeye çıkıp, oyun gücünden çok psikolojik olarak dayanıklı olanın ayakta kalabileceği Lasker’in benzetmesiyle uçurumun kenarındaki oyunlardır.

Psikolojik olarak, uzun süre gerilim altında oynamayı sürdüremeyen oyuncularda, zaman içinde “ Ne olacaksa bir an önce olsun. ” anlayışı gelişmeye başlar. Bu düşünce zaten hassas dengeler üzerinde devam eden bir oyunu daha da riske etmekten fazla bir işe yaramaz. Bu mantık ile yapılacak hamleler nadiren başarılı sonuçlar verir. Çünkü risk almanın ardında olması gereken stratejik ve taktik plandan çok, bir an önce gerilimden kurtulmak arzusu vardır. Çoğu kez feda ile başlayıp terk etmeye kadar giden hüzünlü bir süreçtir.

Pozisyon baskısının oluşturduğu gerilim altında bile doğru hamleleri bulup oynayabilen oyuncular başarılı olurken, psikolojik dayanıklılığı yetersiz olanların büyük gaflar yaparak kaybettiklerine sıklıkla tanık olmaktayız.

2. Zaman Baskısı :

Yaşamda ve satranç oyununda hata yapmamıza neden olan etkenlerden biride zamanın üzerimizde yaptığı baskıdır. Zaman baskısının oluşturduğu gerilim yaşamda ve satranç oyununda da hata yapmamıza neden olur. Geç kaldığımız bir yere giderken kırmızı ışıkta geçmemiz zaman baskısıyla yaptığımız bir hatadır.

Zamanın öneminin artması, bu konuda hataların artmasına neden olmaktadır. Satranç oyununda saat kullanımının başlamasıyla bu konudaki gerilim satranç tahtasına da taşınmıştır. Çünkü zaman artık doğrunun belirleyicisi olmuş. Doğru ancak belli bir zaman diliminde yapılırsa doğru olarak tanımlanmıştır.

Bir oyuncu zaman sıkışıklığı içine girmişse veya kazanç için yeterli zamanı olmadığını düşünüyorsa, bu oyuncu zaman baskısı nedeniyle gerilim içindedir. Zamanı kazancın önündeki bir engel veya kaybetmenin bir nedeni olarak görmeye başladığı andan itibaren zaman baskısı gerilimi oluşturan mekanizmayı başlatmıştır. Bu gibi durumlarda pek çok oyuncunun doğru hamleleri bulup oynayamadığı gibi, büyük gaflar yaparak oyunu kaybettiği hepimizin malumudur.

Pek çok oyuncu zaman baskısı altında iyi oynayamadığını, hata yapabileceğini düşündüğü için zaman sıkışıklığına girmek istemez. Ama Botvinnik’in belirttiği gibi bundan kaçınmakta mümkün değildir.

Bazı oyuncular ise zeitnottaki oyunlarına güvendikleri için oyunu buraya sürüklemeye çalışırlar. Zeitnota giren oyunlarda, oyuncuların oyun bilgileri, tecrübeleri oyun pratikleri önemlidir. Ama artık belirleyici olan oyuncunun psikolojisidir. Oyun bilgisi, oyun tecrübesi, oyun pratiği oyunu buraya kadar getirmiştir. Bundan sonra oyunun kaderini belirleyecek olan oyuncunun psikolojik yatkınlığıdır.

3. Dış Etkenler :

Satranç turnuvalarında, oyun salonunun düzeninden, aydınlatılmasından, ısıtılmasından, sessizliğinden, seyircilerden, rakibin kılık kıyafetinden, hareket ve tavırlarından, kullandığı aksesuarlara kadar pek çok şeyden rahatsız olduğunu söyleyen oyunculara rastlanır.

Oyuncu kendisini rahatsız eden etkenin, düşünmesini engellediğine inanıyorsa bu ciddi bir gerilim nedenidir.

Satranç oyuncusunun psikolojik yapısının, onun başarısındaki önemi açıktır. Nadir de olsa kendi başarısını arttırabilmek amacıyla, rakibinin psikolojisini bozmaya yönelik davranışlara rastlanır. Bu durum özellikle bu konuda duyarlı olduğu bilinen, oyunculara karşı daha sık uygulanan bir yöntemdir.

Rakibini rahatsız eden oyuncu sayısı nadir olmasına karşılık, rakibinin kendisini rahatsız ettiğini söyleyen oyuncu sayısı fazladır. Aradaki fark patolojinin boyutlarını göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Satranç kuralları ve daha da önemlisi satranç kültürü her ne kadar rakibin rahatsız edilmemesini öngörüyorsa da, psikolojiyi kazanç için bir araç olarak kullanmak isteyen oyunculara da rastlanmaktadır. Rahatsızlık kavramının ölçülebilir olmaması, rahatsız olma ve rahatsız etmenin sınırlarını belirlemekteki en önemli zorluktur.

Satranç tarihinde bununla ilgili pek çok örnek vardır. Bunlardan en ilginci 1978 yılında Filipinler’de oynanan Victor Korchnoi ile Anatoly Karpov arasındaki dünya Şampiyonluğu maçlarıdır.

Maç sırasında Karpov’un yediği yoğurdun rengi önemli sorun oluşturuyordu. Korchnoi gelen yoğurdun rengi ile gizli mesajlar verildiğini iddia ediyordu. Daha önemlisi Karpov’un ekibinde yer alan Psikoloji Profesörü Vladamir Zukhar’ın oturduğu yerle ilgiliydi. Korchnoi negatif bakışların kendisini olumsuz etkilediğini ve bu şahsın ön sıralarda oturmasını istemiyordu. Daha sonra Korchnoi kötü bakışları engellemek amacıyla kendi parapsikoloji uzmanını getirtti. (*)

Bazı oyuncuların, rahatsızlık konusundaki tepkilerini, rahatsız eden etkenin boyutuyla açıklamak olası değildir. Oyuncu dış etkenlerden şikayet ederken bir ölçüde gerçeği yansıtmış olsa bile, daha derinlerde kaybetme durumunda oluşabilecek problemleri şimdiden bertaraf etme arzusu vardır.

Organizma karşılaşabileceği muhtemel bir sorunun onun ruhsal yapısında oluşturabileceği sıkıntıyı en aza indirebilmek amacıyla başlangıçtan itibaren bir savunma mekanizması geliştirir. Böylece kaybetmenin nedenini kendinden çok, kendi iradesi dışındaki etkenlerden kaynaklandığını gösterme çabasına girer. Kazanç ise her şeye rağmen kazanç anlayışıyla bir kez daha taçlandırılır.

Dış etkenlerin pek çoğu her oyuncu için aynı olsa bile, bunlardan etkilenme farklıdır. Bu nedenle rahatsız olma objektif olmaktan çok sübjektif bir durumdur. Dış etkenlerin tüm olumsuzluklarına rağmen, oyun disiplinini bozmadan, doğru hamleleri bulup oynayabilmek psikolojik yatkınlığın bir sonucudur. Psikolojik yatkınlık büyük ölçüde doğumla birlikte şekillenir. Ama doğru bir eğitimle istenen bir yapıya önemli ölçüde dönüştürülebilir.

Botvinnik’in satranç çalışmaları sırasında yüksek sesle radyo çalması, arkadaşlarından sigara dumanını yüzüne karşı üflemesini istemesi onun dış etkenlere karşı direncini artırma çabalarıdır. (**) Bu çalışmalarının onun başarısına etkisini bilemem ama onun kurduğu Botvinnik okullarından yetişen oyuncuların bu alandaki yatkınlıkları hep dikkatimi çekmiştir.

Yeri gelmişken bir anımı da anlatmak istiyorum. Botvinnik okulu öğrencilerinden Korpov’u 1990 yılında Kuşadası’nda ilk gördüğümde aklıma ilk gelen “ Satranç için yaratılmış” diye düşünüp, şu yorumu yapmıştım. “Karpov satranç oynarken turnuva salonundan düğün alayı geçse bu adam hiçbir şey olmamış gibi oyun devam eder.” diye içimden geçirmiştim.

Yıllar sonra dünyanın en iyi hakemlerinden olan bir çok kez olimpiyat ve birinciliklerde baş hakem olarak görev almış Geurt Gijssen’e bununla ilgili bir soru sormuştum. Beni destekleyen bir anısını anlatmıştı. Arjantin’de yapılan bir yarışma esnasında yarışmanın yapıldığı otelin önünde büyük bir miting ve yürüyüş yapıldığını aşırı gürültü nedeni ile herkesin oyunu bırakmak durumunda kalmasına rağmen Karpov’un masasından ayrılmadığını söylemişti. Psikolojik yatkınlık ancak uygun olan öğrencilere, doğru eğitimle ile sağlanabilecek bir özelliktir.

Burada belki kendi gözlemlerimden de söz etmek gerekebilir. Hakemlik ve başhakemlik yaptığım yarışmalarda Türk oyuncularının dış etkenlerden yabancı oyunculardan daha fazla etkilendiklerini tanık oldum. Bu bir yetiştirilme sorunuydu. Ama psikolojik olarak satranca yatkın oyuncu profiline uzaktı. Bu durum hep dikkatimi çekmiştir. Bunun başarı için önemli sorun olduğunu düşünmüşümdür. Yeni kuşaklara bu sorunun önemli ölçüde aşıldığını görüyorum.

Turnuvayı organize edenler, oyuncuların maksimum oyuncu konforunu sağlamak ve onların dış etkenlerden olumsuz etkilenmemeleri için tüm tedbirleri almalıdırlar. Tüm bunlara karşın oyuncuların şikayetleri anlayışla karşılanmalı, kendi iç dünyalarının yansıması olarak değerlendirilmelidir.


4. İç Etkenler :

Bir satranç oyuncusunun başarılı olabilmesi için turnuva hazırlığına başladığı andan itibaren tüm sorunlardan arınmış olmalıdır. Çünkü her bir sorun psikolojik direnci yıpratan bir etkendir. Bir oyucunun turnuvadaki başarısını daha üst seviyeye çıkarabilmesi için oyun tekniği kadar ruhsal ve bedensel olarak ta hazır olması gerekmektedir.

Psikolojik gücün temelinde fiziksel gücün olduğu, fiziksel güç ile psikolojik gücün karşılıklı olarak birbirlerinin etkilerini arttırdıkları gibi azaltabilecekleri de unutulmamalıdır. Her oyuncu sağlığına özellikle turnuva süresince beslenmesine ve uykusuna özen göstermelidir. Uykusunu almamış, beslenmesine dikkat etmemiş bir oyuncunun psikolojik dayanıklılığı, olması gerekenin çok altındadır. İl dışı özellikle dış ülkelerde yapılan turnuvalarda oyuncuların uyku düzeni ve beslenme alışkanlıklarındaki değişimlerin ciddi sorunlar yaratabileceği bilinmelidir.

Tarrach 1895 Hasting turnuvasında başarısızlığını deniz havasının kendisine yaramadığı şeklinde açıklamıştır. Yarışmada Teichmann’ ile oynayan Tarrach oyunun bitmesine iki dakika kala oturduğu yerde uyuya kalmıştı. Teichmann’ın seslenmesini ancak üçüncü seferde duyan Tarrach acele bir hamle yaptı, fakat bu arada zamanı dolmuştu. Deniz havası nedeniyle ağırlık çöktüğünü söylüyordu. Ancak oyun zaten kayıptı. Üstüne çöken belki de yenilginin ağırlığıydı. (***)
Yani uykusu geldiği için mi yenilmişti, yoksa yenilgisinin bahanesi uykumuydu bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Eğer bir oyuncunun ailevi, mali, sağlık ve benzeri sorunları varsa ve bu sorular turnuva süresince zihnini meşgul ediyorsa, bu oyuncunun başarılı olması zordur. Çünkü sorunların her biri, oyun öncesinde hazırlanmayı zaafa uğratırken, oyun esnasında da düşünce zincirinin ilerlemesini zaman zaman engelleyebilir. Oyun sırasında oyuncunun düşüncesi bazen oyunu ile sorunu arasında gider gelir. Bu kazancın önündeki önemli bir engeldir. Oyunu düşünmesi gereken oyuncunun, düşünemediğini düşünmesi gerilim yaratır. Gerilim düşünce akışını daha da bozarak kısır bir döngünün oluşmasına neden olur.

Rakipleri yanı sıra, sorunları ile de mücadele eden bir oyuncunun başarılı olabilmesi güçtür. Oyuncunun kafasında hiç bir sorun olmamalı; o tüm enerjisini rakiplerine karşı harcamalıdır. Unutmamak gerekir ki satranç bencildir. Oyuncunun tüm düşüncesini kendisine vermesini ister. Başka bir düşünceyle karşılaşmak hele hele yarışmak asla istemez. Aksi halde kolayca ihanet eder.

Satranç turnuvalarında istediği sonucu alamayalar yenilgileri için hemen bir bahane üretirler. İngiliz büyük usta Amos Burn “Bügüne kadar yendiğim herkes, hasta olduğu için yenildiğini söyledi; ne yazik ki sağlam tek kişiyi yenememişim.”

İç etkenler içinde incelenebilecek diğer bir sorunda, net bir kazanç durumu elde eden pek çok oyuncuda enerji boşalmasına bağlı bir rahatlama olur. O ana kadar belirli bir oyun disiplini içinde oynayan oyuncu, bu rehavet içinde dikkati dağılıp,düşüncelerini toplamakta zorlanır. Kazanç durumuna getirdiği oyunu kazanamadığı gibi kaybettiği de görülür. Bu nedenle satranç oyuncuları arasında Lasker’in “En zoru kazanılmış oyunu kazanmaktır.” deyişi büyük kabul görür.


5.Satrançta Rekabet :

Pek çok satranç oyuncusunun karşılaştığı oyuncular dışında, rekabet içinde olduğu onunla oynamanın kendisi için özel bir önem ifade ettiği rakipleri de olabilir.

Rekabet nadiren tek taraflı olabileceği gibi genellikle karşı tarafında benzer duygu ve düşüncelerde olması nedeniyle çift taraflıdır. Böyle bir rakiple oynamak, diğer oyuncularla oynamanın çok ötesinde duygu ve düşünceler içerir. Onunla oynamanın ayrı bir önemi vardır. Onunla oynamak diğerleriyle oynamaktan farklıdır. Ona karşı oynamak daha heyecan vericidir. Onu yenmenin keyfi de, ona yenilmenin üzüntüsü de bir başkadır.

Rekabet içindeki oyuncuların maçları da ilginçtir. İlginç olan oyunun kendisinden çok oynanış biçimidir. Daha oyun öncesinde başlayıp, oyunun bitiminden sonrada devam eden mimikler, tavırlar, el kol hareketleri, oturuş biçimleri, taşların hareket ettirilme şekli gibi beden dilinin kullanımı dikkat çekicidir. Rekabet gözle görülebilecek kadar aşikar olmasına rağmen, taraflar çoğu kez bunu kabul etmezler. Böylelikle rakibin kendisi için önemli olduğu gerçeğini gizlemek isterler. Tüm bunlar gerilimin arttığının işaretleridir. Diğer maçlardan farklı olarak, gerilimin psiko-dinamiğini oluşturan duygu ve düşünceler burada fazlasıyla yaşanmaktadır.

Rekabetin başlangıcı çok net hatırlanmasa bile, rekabeti başlatan bir söz, bir tavır, bir hareket, bir mimik olabileceği gibi, bazen yanlış anlama, haksızlığa uğrama düşüncesi, kendine rakip görme veya başkaları tarafından mukayese edilerek bir yarış ortamına itilmede olabilir. Her karşılaşma rekabeti nadiren sonlandırırken, çoğu kez rekabeti geleceğe taşıyacak unsurlarla beslenir.
Rekabetin oyuncuyu çalışmaya yöneltmesi, kazanma arzusunu motive etmesi gibi olumlu yönleri vardır. Ancak rekabet ve artan gerilim insan psikolojisini olumsuz etkileyip, hata yapma riskini arttırıp, oyun kalitesini düşürüyorsa, oyuncu bunu hissedip tedbirini almak zorundadır.

Her şeye rağmen, rekabet tüm spor dallarında olduğu gibi satranç sporuna da ayrı bir renk, farklı bir tat katmaktadır. Bazen rekabet iki oyuncu arasındaki mücadeleden öte onların temsil ettiği veya onlara yüklenen misyonlar arasındadır. Geçmişteki oyuncuların rekabeti satrancın tanınmasında ve sevilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Capablanca-Alekhine, Fischer-Spassky, Karpov-Kasparov mücadeleleri kendi döneminin olduğu kadar, her döneminde ilgisini çekmiştir. Satrancın bundan sonraki gelişmesinde ve yaygınlaşmasında rekabetin önemli katkısı olacaktır

6. Güçlü Rakiplerle Oynama :

Satranç oyununda gerilimi arttıran önemli psikolojik sorunlardan bir diğeri ise gerçekten güçlü veya güçlü olduğu düşünülen bir oyuncuyla oynamaktır. Çocuklarda daha sıklıkla görülmekle birlikte her yaşta karşımıza çıkan önemli bir sorundur.

Kendi oyun gücünü yeterince tanımayan, rakibin gücünü abartan, özellikle bazı bölge ve ulusların her oyuncusunun kuvvetli olacağına inanıp, onun ezikliğiyle oyuna başlayan oyuncularda başlangıçtan itibaren kaybetme korkusunun oluşturduğu gerilim vardır.

Güçlü bir rakiple karşılaşan oyuncu, bir yandan nasıl olsa kaybedeceğim diye endişelenirken, diğer yandan kazanmanın kendisi için ne kadar önemli olacağını bilmektedir. Kaybetme daha muhtemel olmasına rağmen, kazanmayı da büyük bir arzuyla ister. Kazanmayı aklından geçirmeyip, sadece yenilgi anını bekleyen oyuncularda gerilimde yoktur. Çünkü gerilim, kazanma ihtimalinin az olmasına rağmen büyük bir arzuyla istenmesinden kaynaklanmaktadır. Ama gerilim her zaman yaptığı etkiyi yapar. Duygular yoğun bir şekilde yaşanırken, önde olması gereken düşünceler arka planda kalır. Sonuçta daha üst başarıya koşullanan oyuncu, kendi gücünün de altına düşer.

Böyle bir sorunun aşılmasında, rakibin en azından oyunlarının incelenerek tanınması ve moral motivasyonunun faydalı olacağı kesindir. Korkunun aklı kaçırdığı, tanımanın da korkuyu azaltacağı bilinmelidir.

Tüm bunlara rağmen, yenilmesi o an için pek olası olmayan bir oyuncunun rakip olması, özellikle genç oyuncular için, bugün için talihsizlik olsa bile gelecek için bir şans olarak görülmeli, onları yenme hayali yerine, yapılabilecek olanın en iyisini yapmak hedeflenmelidir. Böylece başarı eşiği yükseltilip gerçeklik ilkesi korunurken, yenilgi karşısında olabilecek psikolojik yıkıntı da en aza indirilmelidir. Bu yaklaşım bile çoğu kez olumlu sonuçlar verir.

Unutulmaması gereken diğer bir konuda güçlü oyuncularla oynamak kadar güçsüz oyuncularla da oynamak bazı psikolojik sorunlar ortaya çıkarır. Zayıf oyuncularla oynamanın verdiği rahatlık duygusu oyuncuyu oyun disiplininden uzaklaştırır. Mutlak kazanç zorunluluğu oyunun ilerleyen dönemlerinde gerilim yaratabilir. Zayıf oyuncu ile oynayan bir oyuncuyu bekleyen diğer bir sorunda parlak kazanç elde etmek arzusunun yanlışlara neden olmasıdır.

PSİKOLOJİK HAZIRLANMA

Tüm spor dallarında başarıya ulaşmanın ilk adımının düşüncede olabileceği gerçeği anlaşıldıktan sonra tüm dünyada sporcuları psikolojik yönden motive edici çalışmalara başlanmıştır.

Psikolojik motivasyonun amacı, başarıyı düşüncede yakalamak, başarıya hazır olmak, başarıya talip olmak, fiziksel ve düşünsel kapasiteye arttırmak ve tüm olumsuz etkenlere karşı bunu en üst seviyede tutmaktır.

Bu nedenle diğer spor dallarında olduğu gibi satrançta da psikolojik motivasyon önemlidir. Usta oyuncularının zaman zaman psikolojik destek almaları gereklidir. Özellikle uzun süren turnuvalarda, olimpiyatlarda psikolojik danışmanlık önemli ve yararlıdır.

Ancak unutmamak gerekir ki bir turnuvaya hazırlanmanın ilk şartı fiziki hazırlıktır. Fizik yönünden iyi hazırlanmamış bir oyuncunun psikolojik olarak ta hazır olduğu söylenemez. Uykusunu alamamış, beslenmesine dikkat etmemiş, yorgun bir oyuncunun psikolojik olarak motive olabilmesi imkansızdır. Özellikle uzun süren turnuvalarda oyuncuların fiziksel güçlerindeki azalmaya bağlı olarak oyun güçlerinde de bir azalma olduğu bilinmektedir. Bu nedenle oyuncuların turnuva öncesinde zihinsel çalışmalar yanında fizik gücü arttırıcı çalışmalar yapması yararlı olacaktır. Bakınız: Genel Antrenman

Satrançta psikolojik hazırlanma diğer spor dallarından farklıdır. Çünkü diğer spor dallarında fiziksel aktivasyon ile psikolojik motivasyon ayrı organlar tarafından yapılırken, satrançta bu iki görev aynı organa düşmektedir. Bu durum daha kolay gözükmesine rağmen, aslında pek çok zorluğa neden olur.

Diğer sporlarda fiziki aktivasyon ile psikolojik motivasyon belli bir sırayı takip eder. Bir futbol maçından sonra bir oyuncunun fiziksel yorgunluğu en üst seviyeye çıkmasına rağmen psikolojik olarak maçın sonucunun oluşturabileceği sevince, öfkeye rağmen nispeten psikolojik olarak en rahat olduğu andır.

Oysa bir satranç oyuncusu maçtan sonra fiziksel olarak yorgun olmasının yanı sıra zihinsel olarak ta yorgundur. Uzun süren turnuvalarda yorgun bir zihnin gelecek maç için motive olabilmesi oldukça zordur. Satrançta psikolojik motivasyonun en zor yanı da budur. Bu nedenle satrançta psikolojik motivasyon için ayrı bir yöntem uygulanmalıdır.
Bakınız: Özel Antrenman –Psikolojik Hazırlık


Satrançta gerilimi azaltma yöntemleri:

Satranç oyuncuları maç öncesi gerilimlerini azaltmak amacıyla Otojen Çalışma ve Ritmik Nefes Alıp-verme yöntemlerini kullanabilirler. Otojen Çalıma (Otojen Training) bir çeşit kişinin kendi kendine telkinde bulunmasıdır. Satrançta maç öncesi oluşan gerginliği gidermekte etkin olabilecek bir yöntemdir. Ancak tekniğin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için başlangıçta profesyonel bir kişi tarafından yapılması gereklidir. Diğer yöntem ise sporcunun daha kolay öğrenip, uygulayabileceği Ritmik Nefes Alıp-verme tekniğidir. Bu yöntem maç öncesi uygulanabileceği gibi gerekirse maç esnasında da uygulanabilir.

Ritmik Nefes Alıp-Verme:
Doğru nefes alıp-vermek vücutta gevşemeyi sağlamanın ilk koşuludur. Kolay uygulanabilmesi nedeniyle sporcular tarafından tercih nedenidir.

Uygulaması:
1. Rahat edebileceğiniz şekilde oturun.
2. Derin bir nefes alın ve tutun.
3. Her defasında kısa kısa üflemelerle tuttuğunuz nefesi verin
4. Yeniden derin bir nefes alın ve tutun.
5. Bu nefes alma sırasında diyaframın aşağıya inmesini ve karın kaslarının yukarı doğru çekilmesini sağlayın. Bu kısa ve güçlü nefes almanızı sağlayacaktır. 
6. Diyafram ve karın kaslarının yukarı çekilip-gevşetilmesini 12 kez tekrar edin.
7. 12 çekme ve gevşetme hareketinden sonra nefesinizi bütünüyle verin.
8. Son olarak tam ve derin bir nefes alın ve verin


Satranç ve Çocuk

Bütün sporlarda olduğu gibi satranç sporu da, çocukların temel gereksinimlerine katkı sağlayacak önemli bir etkinlik alanıdır. Çocuk satranç oynadıkça kendisini, gücünü, yeteneklerini tanıyacak, sınayacak ve geliştirecektir.

Yarışma ile kazanma, kaybetme durumlarında ortaya çıkan sorunlarla baş etme yollarını öğrenecektir. Çocuk bu etkinliği yaparken aynı zamanda bir gruba ait olma ve paylaşma duygularını yaşayabileceği sağlıklı bir ortam bulacaktır.

Çocuklarda spora başlama yaşı ile yarışma yaşı birbirinden farklıdır. Çünkü oyun başka bir şeydir yarışmak ise farklı bir şeydir. Yarışma belli bir disiplin içinde belirli kurallar içinde yapılır. Oyunda iyi vakit geçirmek, eğlenmek, paylaşmak ön planda iken yarışmada amaç kazanmak, dereceye girmektir. Pek çok spor dalında spora başlama yaşı 10-12 arasında olmasına karşılık yarışmalara katılma yaşı 14-16 arasındadır. Bunun nedenlerini 3 grupta incelemek mümkündür.

1.Fiziksel nedenler: Çocuklar beden yapıları yarışmanın gerektirdiği fiziksel zorlanmalara karşı yetersiz olabilir. Örnek: güreş ve halterdeki fiziki zorlanmalar ciddi sakatlıklar görülebilir.

2. Psikolojik nedenler: Çocukların psikolojik yapıları yarışmanın oluşturduğu duyguları kaldırabilecek seviyede değildir.

3. Çocuklarda birlikte hareket edebilme özelliklerinin gelişmemiş olması: Özellikle takım sporları için önemlidir. Çocuklar beraber oynamaktan hoşlanırlar. Ama beraber oynamak, bir amaç için birlikte oynamaktan farklıdır. Takım çalışmalarına yatkınlık, geç çocukluk döneminde gelişmeye başlar. (10-12 yaş)

Satrançta da çocuğun satranç oynama yaşı ile yarışmalara katılma yaşı birbirinden farklı olmalıdır. Yarışma yaşının daha geç dönemde olmasının nedeni yarışma ortamının çocuğa yüklediği fiziksel ve psikolojik zorlanmalardır. Satrançta fiziksel zorlanmanın sınırlı olması nedeniyle asıl sorun psikolojik sorunlardır.


Çocuklarda gözlenen psikolojik sorunlar:

Satranç oynayan çocuklarda görülen psikolojik sorunların nedeni büyüklerden farklı değildir. Sorunun farklı gibi gözükmesinin nedeni büyüklerin duygularını daha iyi kontrol edebilmesindendir

Yarışmacı olmak, yarışmak tıpkı bir sınava girmek gibi başlı başına gerilim nedenidir. Başkaları ile yarışmanın getirdiği gerginliğin yanında kazanma veya kaybetme durumlarında yaşanacak duygular önemli bir psikolojik sorundur. Bu tür duyguların kontrolü her yaş için zordur. Ama 8-9 yaşlarında, orta çocukluk dönemi içinde veya daha erken yaşlarda bir çocuktan bu duygularını dizginlemesini bekleyemeyiz. Çocuklarda sosyal gelişim, grup içi iletişim, arkadaşlık, paylaşma, centilmenlik, gibi özelliklerin yerleştiği dönem bir sonraki dönem olan geç çocukluk dönemidir. (10-12 yaş) Satranç da yarışmalara katılım bu yaşlarda olmalıdır.

Çocuklarda özelikle erken dönem de satranç yarışmalarında ortaya çıkan psikolojik sorunların temelinde başarı olgusunun algılanması yatar. Başarıya yüklediğimiz anlam sorunların boyutları ile paralellik gösterir. Başarı herkes için olduğu gibi çocuklar içinde önemlidir. Değerler sistemi içinde başarıyı nereye koyduğunuz önemlidir. Bir çocuğun değerler sistemini oluşturmasında veli ve antrenörün katkısı fazladır. Büyüklerin kendi doğrularını çocuklara dayatması yanlıştır. Büyükler için geçerli olan, çocuklar için doğru olmayabilir. Bazı kişilere göre başarı en öncelikli kazanımdır. Bu nedenle başarı için her türlü fedakarlık yapılabilir. Pek çok şey göz ardı edildiği gibi, pek çok şey de göze alınabilir. Bir kısım insan içinse başarı önemlidir. Ama değerler listesi için daha öncelikli olanlar vardır. Bu nedenle başarı için nelerden vazgeçilmesi gerektiği önemlidir. Bu denli farklı düşüncelerin oluşmasının ardında sosyo-kültürel etkenler yatar.

Çocuğu sadece kazanmaya, şartlandırırsak ister istemez rekabetin oluşmasına, kazanma hırsı ve kaybetme korkusu gibi duyguları yoğun yaşamasına neden oluruz. Şişirilmiş olan bu duyguların kontrolü her zaman sorun yaratabilir. Çözüm bu duyguların aşırı birikimini engellemektir.

Aşırı şartlanma içinde yarışan bir çocuğun sevinci de üzüntüsü de faklıdır. Sevincini yaşarken rahatsızlık verdiği gibi, kaybetme durumunda sığındığı bahaneler, öne sürdüğü gerekçeler bazen kaybetmekten daha yıkıcı olabilir. Bu durumlarda kimse sorumluluğu üzerine almak istemese de en az sorumlu olanın çocuğun kendisi olduğu unutulmamalıdır.

Çocukların katıldığı yarışmalarda karşımıza çıkan diğer önemli bir sorunda rekabettir. Yarışmada ister istemez bir rekabet vardır. Rekabetin insan üzerine özellikle çocuklara etkileri hala entellelektüel ve bilimsel olarak tartışılan bir konudur.

Bazılarına göre rekabet (yarışma) doğaldır, sağlıklıdır ve karakter gelişimi için önemlidir. Çocukların sosyalleşmesinde yararlıdır. İnsanoğlu doğuştan rekabete yatkındır. Rekabetçi bir dünyada başarılı olmak için erken yaşta rekabeti yaşamak gereklidir. Başkalarını yenme kişisel başarı için önemlidir. Rekabetin ve eğlenceli ve hoş bir yanı da vardır.

Bunlar hala tam netleşmemiş tartışmalı konulardır. Rekabetin kabul edilebilir biçimi çocuğun kendisi ile rekabeti, kendisini aşma çabalarıdır. Örnek: Daha uzun süre masada oturabilmek. Güçlü bir oyuncuya karşı daha iyi mücadele ortay koymak gibi kendini geliştirmeye yönelik çabalar yararlı sonuçlar verir.

Satranç oynayan çocuklar için diğer önemli konuda hedef belirlemedir.

Hedef belirlerken:

Çocuğun oyun gücü objektif olarak değerlendirilmeli.
Turnuvaya katılan diğer oyuncuların gücü iyi hesap edilmelidir.

Amaç, çocuğun yapabileceğinin en iyisini yapabilmesidir. oyuncunun kapasitesinin çok üstündeki, ulaşılması o an için mümkün olmayan hedefler gerçekçi değildir. Çocuktan yapabileceğinden daha fazla başarı beklemek, çocuğun kendine olan güvenini sarsar. Çocuğun moralini bozup, onarılması güç sorunlar yaratabilir.

O nedenle yapılabilenin en iyisini yapmak hem başarı ilkesine hem de gerçeklik ilkesine uygundur. Çocuğu motive etmek adına, çocuğun gücünü abartmak, rakiplerini küçümsemek çoğu kez olumsuz sonuçlar verir. Yenilgi karşısında çocuk iyi olmama rağmen zayıf bir rakibe yeniliyorsam bende bir eksiklik var ben bu işi beceremiyorum diye düşünebilir. Çocukta yarışmalara karşı soğuma, korku başlayabilir.
Psikolojik hazırlığın önemli bir unsuru da rakipleri tanımaktır. Oyun anlayışı, oyun gücü bilinmeyen, çoğu kez abartılan bir oyuncuyla oynamak bir rahatsızlık yaratır. Bunu gidermenin bir yolu da rakiplerini daha önce oynadıkları oyunlarıyla tanımaktır. Rakiplerin oyunlarını incelemek psikolojik güven duygusu verir.

Yenilgi karşısında takınılan tutum önemlidir. Yenilginin nedeni objektif olarak ortaya konulmalı, bahanelere sığınılmamalıdır. Her yenilgi doğru analiz edilirse oyuncuya kazandıracağı şeyler vardır. Yenilen çocuğa kızmak, azarlamak, aşağılamak doğru değildir.
Bakınız: Özel Antrenman- Hedef Belirleme

SATRANÇ VE KİŞİLİK

“ Satrançta rakibinin amacını kim iyi sezebiliyorsa genellikle o kazanır. O halde bir oyuncu, mantık ve hayal gücü yanında ruh biliminden de yararlanmak zorundadır. Karşımızdakinin karakterini anlayabilme yeteneği satrançta büyük üstünlük sağlar.”
José Raoul Capablanca
“Ben dikkatimin tümünü satranç tahtasına veririm. Rakibimin kişiliği beni ilgilendirmez; karşımda soyut bir kavram, bir otomat olsa ne fark eder.”
Wilhelm Steinitz

Satranç bir beyin sporu olması nedeniyle, satranç oyuncusu kişiliğini oluşturan pek çok özelliğini satranç tahtasına yansıtır. Bu nedenle kişiliğini bildiğimiz birinin oyun anlayışı hakkında bazı ipuçları elde etmek mümkündür.

Kişilik olarak temkinli, risk almaktan kaçınan, düzenli, kurallara aşırı bağlı kişilerin bu özelliklerini oyunlarında da görmek olasıdır. Bu tip oyuncular genellikle oyunun stratejik alanında başarılıdırlar. Parlak zaferler yerine küçük avantajlar peşinde koşup elde ettikleri bu üstünlüğü oyunun sonuna kadar sürdürüp kazanmayı yeğlerler. Yaşamlarında ve oyunlarında bir istikrar vardır. Büyük iniş ve çıkışların oluşmasına izin vermezler.

Rakip oyuncunun psikolojik özelliklerini iyi biliyorsanız oyunlarınızda bunu değerlendirebilirsiniz. Rakip oyuncunun psikolojik özelliklerinden yararlanarak oynamanın satrançta yeri vardır. Ancak bir hamlenin psikolojik hamle olduğunu anlamak için hamleyi yapan oyuncunun hamlesini bu amaçla yaptığını ve hamle yapan oyuncunun rakibinin psikolojik özelliklerini iyi bilmesi gerekmektedir. Bu nedenle analizlerini yaptığımız bir oyunda yapılan hamlenin psikolojik hamle olduğunu söylemek zordur. Bunun için psikolojik hamleye örnek vermek kolay olmayabilir.

DR. OLGUN KULAÇ



6012 kez okundu

Yorumlar

satranç ve pskoloji     14/07/2014 23:01

Çok değerli bir makale. Olgun hocayı bu değerli yazısından dolayı kutlarım. Paylaşıma teşekkürler...
Misafir - İSMAİL TARHAN